|
Ana başa taç imiş
Her derde ilâç imiş
Bir evlât pîr olsa da
Anaya muhtaç imiş Hüseyin Nail Kubalı
Şiirin vazgeçilmez temasıİnsanoğlu, en yoğun ve içten duygularını şiirle dile getirir. Bu yüzden kadın, eş veanne olarak da şiirin tarih boyunca en vazgeçilmez temasıdır. Bu vazgeçilmezliktekadının sembolize ettiği bu iki değerlilik, diğer kavramları da içinde taşır. Yani şiirinhasret, gurbet, fedakârlık, kahramanlık, şefkat, koruyuculuk, bağışlayıcılık sonuçtakadın etrafında anlam kazanan kavramlardır. Meselâ vatan kavramı bile anneyleözdeşleşir. Çünkü, yaşadığımız toprağın adı “anavatan”dır.Bu yüzden, şiir tarihimiz incelendiğinde kadın kavramıyla ilgili sayfalarca sözsöylemek gerekecektir. Ama konuyu sınırlandırma mecburiyeti dolayısıyla biz buyazıda kadını daha çok “anne” sıfatıyla ele alacağız ve şiirimizde bu kavramınkullanılış şekillerine değineceğiz.şiirimizde anne temasıEdebiyatımızın en eski ürünleri Sözlü Edebiyat devrine ait destanlardır. Kadın, bu türeserlerde hem eş hem de anne sıfatıyla karşımıza çıkar. Her iki durumda da yüceltilir.Kutsal bir varlık olarak ele alınır. Değerli, sevgi ve saygıya lâyık bir varlık olarakgörülür. Eşine bağlı, devamlı onun yanında, onun en büyük destekçisi, hayatyoldaşıdır. Ana olarak da fedakârlık anıtıdır. İlk Türk şairi sayılan Aprıncır Tiginşiirlerinin birinde anası için şöyle der:“Sen bütün övgülere değersin anacağım,Ben acizim bu kadarını söyleyebildim.”İslâmiyet, kadının her türlü insanî haklardan yoksun bulunduğu, ezildiği bir toplumsalortamda hayat buldu. Kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü böylesi bir vahşetortamında İslâm, ilk zihniyet değişimini kadın konusunda yaptı. Onu önce insan,sonra eş ve anne sıfatıyla seçkin bir konuma getirdi. “Cennet, anaların ayaklarıaltındadır” hadisi İslâm’ın kadına bakış konusundaki en çarpıcı ifadelerden biridir. Bu değeriyle şiirlerde ve diğer edebi metinlerde yerini aldı. Meselâ, Boğaç Han’ın:“Ak pürçekli, izzetli canım anam”Sözleri kadının ana olarak; yine Dirse Han’ın:“Beri gel, başımın bahtı, evimin tahtı”Sözleri de eş olarak nasıl algılandığının bir göstergesidir.Kadın, Osmanlı devri edebiyatına kadar hep bir müşahhas bir varlık olarak bu şekildeele alındı. Yani şiirlerde hep eş ve anne olarak işlendi. Divan, Halk ve Tekkeedebiyatı döneminde ise, asıl nitelik mücerretlik olduğu için kadın da müşahhasvarlığından soyuldu. Görünüşte hayatın içinde olmadı ama daha kutlu bir işin öznesihaline getirildi. Sûfî bir yorum çerçevesinde maddî aşktan manevî aşka yükselten birvarlık olarak görüldü. Bu yüzden biz, kadını bilhassa Divan ve Tasavvuf edebiyatındasomut varlığıyla hele anne olarak göremeyiz. Kadın, bu edebiyatlarda Sabrî’nin;“Aşk, ko dursun mecazi ise de gönlünde”Beytinde söylediği gibi, sevgili vasfıyla sevenin mecazî aşktan hakikî aşka geçmesindebir köprü hüviyetindedir. Ama bu durumla da yine çok seçkin, uğruna her türlüfedakârlığın yapılabildiği, çok sevilen bir varlık durumundadır. Halk şiiri daha müşahhas bir yapıda olsa bile onda da kadın yine anne olmaktan çokbir sevgili olarak anlatılmıştır:Ama kadın, bu haliyle de çok saygın bir yerdedir. Tertemiz bir sevginin muhatabıdır.Çoğu zaman da yine Karacoğlan’ın şu mısralarında da görüldüğü gibi sonuçta insanıolgunlaştırmakta, yüreğini hakikate açmaktadır:“Bana güzel sever diye tan ederler,Benim Hak’tan özge sevdiğim mi var?”Tanzimat dönemi Osmanlı’nın yıkılış sürecine girdiği ve Batı’dan pek çok yenikavramın girdiği bir dönemdir. Meselâ “vatan” kavramı bu devirden itibaren anne vesevgili benzetmesiyle şiirlerin vazgeçilmez teması olur. Vatan; annedir, vatandaşlar iseonun çocuklarıdır.
Bu güzellikte hiç bu çağında
Yakışır mıydı boynuna o kefen
Cisminin her mesâmı yâre iken
Tuttun evlâdını kucağında
Sen gidersen bizi kalır sanma
Böylece tehlike içerisindeki vatan, sevgili gibi sevilen ve ana gibi sayılan bir varlık
şekilde algılanır. Vatandaşlar ise onun çocuklarıdır.
Yirminci yüz yıl şiiri ise, kadının yoğunluklu olarak anne sıfatıyla ele alındığı bir şiirdir.
Kadın, bu ve bundan sonraki dönemlerde modernizmin etkisiyle sevgili sıfatı
manevilik noktasında muhteva yoksulluğuna uğrasa bile, anne sıfatıyla çok zengin
çağrışımların, derin anlamların konusu olur. Anne sevgisi, anne hasreti, anneye
bağlılık, annenin fedakârlığı, şefkati, merhameti, koruyuculuğu… sıkça işlenen
temalara dönüşür.
Çocuk diliyle anne
Bu anlamda anne şiirleri yazan pek çok şairimiz vardır. Bunlar arasında bu temayı
bütün boyutlarıyla işleyenler arasında pek çok isim sayabiliriz. Bu şairlerden aldığımız
şu mısralar, bize çok renkli bir anne fotoğrafı çıkarır:
“Kimin kalbi senin için hep vurur/Saatlerce sana bakıp doyamaz”(Ali Ulvi Elöve), “Ve
annem, anneciğim/Tepeleri karlı yüce dağlar gibi heybetledir”(Arif Ay), “Anne ne
olur/Eksilme hiç başımızdan”(Cahit Zarifoğlu), “Siyah gecelerde sen gün ışığı/Yola
düşsem kanadımsın, kolumsun” (Feyzi Halıcı), “Sen suyu tükenmeyen bir
göldün”(Gültekin Sâmanoğlu), “Bakışın güneş gibi ısıtır içimizi/Gülüşün aydınlatır
üzgün kalpleri anne(Halide Nusret Zorlutuna), “Saçlarımı sevgi ile okşayan/Elindir
anneciğim/Doğruluğu dürüstlüğü anlatan/Dilindir anneciğim” (Adnan Ardağı), “Ben bir
küçük çocuğum yedi yaşında/Sen benim biricik güzel annemsin” (Hamit Macit
Selekler), “Bu mutluluk, bu düzen, bu bitmeyen aydınlık/Anamın yüzü suyu
hürmetinedir.”(Yavuz Bülent Bakiler)
Anne diliyle çocuk
Anneye duyulan sevgi sadece evlât diliyle ve bakışıyla anlatılmaz. Anne gözüyle evlât
anlatımı da yer alır şiirlerde. Anne de çocuğu için hal ve gönül diliyle sürdürdüğü
konuşmasını kimi zaman söze dönüştürür. Behçet Kemal Çağlar’ın ifadesiyle;
“sevginin en kutsalı”, “Anam” diyen seste ise “Çocuğum” kelimesi de “dünyadaki en
sevimli beste”dir. O yüzden yaşamak “anne” diyebilmek ve “çocuğum” diyebilmektir:
“Sevdiğin kuşları gördüm.
Uçtular/Onların sesini duydu/Seni sordular bana yavrum” (Ahmet Kutsi Tecer), “İlk
kundağın ben oldum yavrum/İlk oyuncağın ben oldu”(Arif Nihat Asya), “Sen, bir
çiçeksin/Annen saksı/Azıcık hastalansan/Odalar yaslı”(Behçet Necatigil), “Gel bir çiçek
ol sen yavrum/Kendi ülkenin renginde/şu yeryüzü demetinde” (Tahsin Saraç), “Uyan
artık gül çiçeğim/Sabah oldu gün ışıldar/Gül goncası dudağından/Yuvama mutluluk
sızar.” (Aysen Akdemir)
Sonuç
Modern çağda çok az bir kesimde de olsa kadını “anne”, “eş” ve “kardeş” olarak
algılamanın dışında onu değersizleştiren algılama biçimleri de oluşmuştur. Fakat
bunlar, elbette ki kalıcı anlayış biçimleri değildir. Hele de bizim toplumumuzda…
Çünkü bu yazıda da özetlemeye çalıştığımız gibi, kadın kavramı bizim dünyamızda
her zaman olumlu çağrışımları ifade eder. Anne, kadın şiirimizin en zengin damarıdır
ve böyle olmaya da devam edecektir. Mustafa Özçelik
|