| Taşa Söz Geçer Ya İnsana... |
|
|
|
TAŞA SÖZ GEÇER YA İNSANA....
Söz var ki, dağları, taşları, ağaçları, demirleri, en sert cisim olan mermerleri dize getirir. En zor figürleri, resimleri, en güzel paha biçilmez sanat şahikası yazı şekillerini mermerlere ve taşlara nakış nakış işlemiştir insanoğlu. Bunun için mezarlara diri iken uğramanız yeterlidir. Lakin gönlüne ne söz, ne de ferman dinletememiş insanoğlu. Taşlardan, kayalardan, dağlardan, beton yığınlarından, mağaraların derinliklerinden ve dehlizlerinden sesine cevap ve karşılık almış insanoğlu, esefle belirtmeliyim ki, insan insandan sözlerine çoğu kez ne bir cevap, ne de bir karşılık bulamamıştır, olumlu manada, lakin olumsuz manada sayısız yankılar ve tepkiler aldığı pek çoktur. Taş taş iken söz anlarken ve bize itaat ederken, insan insana itaat etmeme konusunda; inatta bir murattır diye tutturur, nefret der, sevgi demez, kan der, canım demez, cananım hiç demez, hep ben der durur. Ölünce bir birimizi anlayacağız, o zaman da anlasak bir birimizi bile öleni anlamamış olacağız ve onun bizi anladığından bilgisi olmayacak neye yarar dostlar anlasak, ne yazar anlatsak, söylesek kim duyar. Ölülere, mezarlara çiçekler belki yakışır ve yaraşır da, lakin ölenler çiçeklerin güzelliklerini göremezler ve kokularını hissedemezler ne yazık ki.
Ekmeğe, ağaca, dünyada cansız olan tüm varlıklara, hatta insanın dışındaki canlı varlıklara söz geçirebilirsiniz, ama insana asla. Çünkü insanın mayasında, hamurunda, çamurunda suyunda isyanla itaat bir birine karışmış, itaat yönünü öne çıkaran insanlar sayesinde belki dünya dönüyor, kim bilir. Taşı kırar tuz buz edersiniz, ekmeği böler kesersiniz, demiri eğer bükersiniz, hiç itiraz ve isyan etmez. Medet deseniz, benim işim var başının çaresine bak, diye bir söz duyar gibi olursunuz, “tırnağın varsa başını kaşı” deyimi belki bunun için söylenmiş olabilir.
Şişeyi taşa çalanlar, nefsinin sırtını yere getirenler, nefesini nefsine söz geçirenlerin yanında taşların sözü mü olur. Bağrı taş, gözü dolu yaş ve koyundan yavaş olanların dünyası ne güzel dünya idi kim bilir. Evlat sizin olur da gönlü sizin olmayabilir, onun için analar yüreğine ve bağrına taş basarlarmış. Ne olurdu her ana çocuğunu bağrına basabilseydi, kucağına alıp doya doya koklayabilseydi, sıkı sıkı kucaklayabilseydi, evlat da ana-babasının boynuna sarılabilseydi ne güzel yakışır ve yaraşırdı, değil mi dostlar. Taşa nazımız, sazımız, sözümüz geçer de insana canımızı ve malımızı versek, bir çift sözümüz bile geçmez.
İnsan söz anlarmış, söylenen sözden de anlarmış, insan söz dinlermiş, insan mükerrem ve en şerefli varlık olduğunu bilirmişiz, taş da ne ola ki, insanın olduğu yerde taşın sözü mü olur diyenler olabilir. Gel gör ki, insanın insan yaptığını taş insana yapmıyor, yapsa da yine insanın eliyle yapmak zorunda kalıyor, çünkü karşı koyma şansı yoktur. Aşık Veysel’in dediği gibi “dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yarim kara topraktır” sözleri insanı haklı çıkarabilir mi acaba? Bir de Kur’an’a bakalım mı? darılmayalım ama. “Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi; hatta daha da katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki, yarılır da içinden sular çıkar. Taş vardır ki, Allah korkusuyla yerinden kopup düşer. Allah yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.”(Bakara,74).
Taşlar yumuşuyor, demirler eriyor ve potalarda her türlü madenler eriyip su gibi akarken, insanlar neden yoğrulmaz, yumuşamaz, eğilmez, bükülmez, teslim olmaz güzellikler karşısında bilinmez ve anlaşılmaz, bir muammadır. Değirmen taşları en sert buğdayları un haline getiriyor da, hayat değirmeni ve çarkı insanları doğruya, güzele, iyiliğe, hoşgörüye, anlaşmaya, yardımlaşmaya, kaynaşmaya, birleşmeye, ben ve sen olmaktan alıp biz olmaya getiremiyor. Hala ben ve sende duruyoruz, ya ben ya sen biz olmayı ne zaman beceririz bilinmez. Eh ne diyelim, ne edelim, sözümüzü taşa söyleriz biz, anlamasa da hiç olmazsa reddetmez. Anlayana söz ne gerek, anlamayana söz yük ve külfet olsa gerek.. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





