| 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI |
|
|
|
Her milletin tarihinde özel ve önemli günleri, haftaları ve ayları vardır. Tarihte yine öyle günler, öyle aylar var ki, yıl dönümü ya da sene-i devriyesi gelince sanki o tarihi yeniden yaşarız. Yüce Türk Milletinin tarihinde Ağustos ayı, zaferin adı olarak belleklerimize nakış nakış işlenmiş, gönüllerimizde bayraklaşmış, 30 Ağustos 1922 de doruğa çıkmıştır. Türklerin Anadolu’ya çıkma rüyası ta 1071 de Malazgirt Meydan muharebesiyle başlayıp, 30 Ağustos 1922 de zaferle taçlanmıştır. Tarihi şan ve şerefle, kahramanlık ve zaferlerle dolu olan aziz ve mümtaz Türk Milletinin anılmaya ve kutlanmaya değer sayısız gün ve ayları vardır. İşte o aylardan biri olan bu ay, kahramanlıkların destanlaştığı, bizi biz yapan, bizi tarih yapan zaferlerimizin ayı Ağustos’tur. Birinci Dünya Savaşı’nda güzel yurdumuzun, cennet vatanımızın emperyalist ve işgalci güçler tarafından işgal edilmesini kabullenemeyen Mehmetçik, Ağustos 1922 de Mustafa Kemal ATATÜRK komutasında bir kez daha milletiyle bütünleşerek, ay yıldızlı Türk Bayrağını, canından aziz saydığı vatanını müdafaa etmiş ve düşmanı ülkemizden kovmuştur. Bu iman ordusu, kanı ve canı pahasına, Allah’a ve Resûlüne bağlılığını ispat için ölüme koşa koşa gitmiştir. İstiklal Marşımızın yazarı ve millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor/Bir hilal uğruna Ya Rab ne güneşler batıyor...” dediği ordu bu ordudur. Bu hilal uğruna belki çok güneşler kaybettik, lakin ne vatanımızdan bir karış toprak kaptırdık, ne istiklalimizden ödün verdik.
Bu kutlu zaferde, başta Baş Kumandan Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, yiğit ve mert Mehmetçiklerin, bıyığı terlememiş yiğit delikanlıların, Fatma Bacıların ve Nene Hatunların alın terleri, canları ve emekleri vardır. Nasıl olmasın ki, cepheye kağnı üzerinde mermi taşırken, mermiler ıslanmasın diye çocuğunun üzerindeki örtüyü mermilerin üzerine örterek, fedakarlık göstermiş, çocuğunun hastalanması pahasına, hatta ölmesi pahasına. Çünkü söz konusu olan vatanın kurtarılmasıydı. Bu yüzden kumandanıyla, eriyle, erkeğiyle kadınıyla taş türbeye sığmamış, gönüllerimizde cümlesi taht kurmuştur. Yine büyük Şair Akif “ Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber/ Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber...” demek suretiyle şehitlere Peygamberimizin kucağını açmış olarak onları beklediğini ima etmiştir. Bilirsiniz inancımıza göre Peygamberlikten sonra en büyük rütbe şehitlik rütbesidir.
Türk ordusu, Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile dünya harp tarihinde benzeri ve eşi hiç olmamış ve olması mümkün olmayan ve görülmeyen muharebelerin en başarılı örneklerinden birini kazanmıştır. Bizim kadar tarihi tecrübesi uzun olan kaç millet vardır yer yüzünde? Şu anda bile yer yüzünde yaşayan milletlerin çoğunun ömrü bile bir asrı doldurmamıştır. Bir de bizim Türk Milletine bakarımsınız? Dünyanın her bir yanında izler ve hatıralar bırakmıştır. Tarih boyunca kendilerine iyilik yaptığımız, kendilerini, malını ve toprağını koruduğumuz milletler, yanlarına bütün dünya milletlerini de alarak, bizi tarih sahnesinden silmeyi düşünmüşlerdi. Avrupa’nın “hasta adam” dediği Türk Milleti, bağrından bir ATATÜRK çıkartarak milletiyle bütünleşip tarihin belki hiç kaydedemeyeceği bir zaferi kazanmıştır, Allah’ın yardımıyla. 30 Ağustos Zaferi, Türk Milleti’nin taarruz gücünün sönmediğini ortaya koymuştur. Yine bu zafer, üzerimize çullanan dünyanın kolay lokma dediği bir Türk devletini asla, hiç kimsenin yıkmaya ve yok etmeye gücünün yetmeyeceğini, onu yine kendi içerisinden yetişen taze bir filizin yeşererek, onaracağını ve kendisine musallat olanları bertaraf edeceğini ispatlamıştır.
Bu zafer, yalnız Yunanlılara karşı değil, bütün batı dünyasına karşı kazanılmıştır. Onun temelinde Türk’ün imanı, inancı, istiklal aşkı, hür yaşama azmi bulunmaktadır.
Zaferin sene-i devriyesinde başta Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun silah arkadaşlarını rahmetle ve şükranla, gazilerimizi de minnetle anıyorum... Selam ve Dua...
|
|
| Son Güncelleme ( Pazartesi, 01 Eylül 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|





