İstatistikler

Üye : 216
İçerik : 208
Web Bağlantıları : 3
Toplam Ziyaretçi : 1821175
Şu anda 4 ziyaretçi çevrimiçi

CANLI YAYIN

Diyanet Çocuk

Camiyi Seviyorum

KİME İNANALIM? PDF Yazdır
          Ramazan gelince her yerde ve her şeyde bir hareketlilik olduğu gibi, dinimizin yaşanmasında da bir canlılık oluyor. Her Müslüman mümkün mertebe orucunu tutmaya, Kur’an okumaya, mukabele dinlemeye, teravihleri ve diğer namazlarını kılmaya, zekatını, sadakasını ve Ramazan fitresini vermeye büyük önem veriyor, bütün bunları yaparken de hiç dayatma olmadan yerine getiriyor. Ne güzel bir davranış bu özellikler. Dünyanın hiçbir toplumunda böyle özellikler asla söz konusu bile olamaz. Müslümanlık Ramazanda dolu dolu yaşanıyor, inananlarda bu oruç ikliminden büyük mutluluk duydukları muhakkak. Zenginler görevlerini yerine getirmekle, yoksullar, fakirler, kimsesizler ve tüm muhtaçlar da oruç sebebiyle cepleri para, sırtları elbise, mideleri zenginlerin yedikleri yemeklerden nasipleniyor. 
            Müslümanlardan hiç birisi bu oruç ibadeti zordur diye şikayette bulunan var mı bilmiyorum. İslamın diğer emirlerini ve vecibelerini yerine getirmeye çalışanlardan da bu ibadetler konusunda da bir sızlanma ve sıkıntılarının olduğunu ve bundan dolayı bazı nimetlerden mahrum kaldıklarına dair serzenişte bulunanlara rastlamadım. İbadetleri yapmakta tembellik gösterenler veya hiç yapmayanlar ya da inanmayanlar, her nedense hep şikayette bulunurlar. Halbuki ibadetlerin yapılması noktasında kendilerine hiçbir söz edilmediği halde kendi kendine rahatsız oluyorlar. Kim bilir, belki de utanıyor, herkes oruç tutarken kendisinin yemesinden içmesinden. İbadetler de dayatma, mecburiyet ve baskı olamaz, her birey kendi isteğiyle ya oruç tutar, ya da tutmaz, tutmadığı zamanda, tutanlara saygı açısından bunu gizler, yani gizli yer içer, buna da oruç tutanlar saygı duyarlar. Belki bu manada söylenmiş olabilir mi bilmiyorum. Deyim şöyledir.“ibadette gizlidir kabahatte gizlidir” Çünkü oruç gizli bir ibadet, kişinin Ramazan da yemediği ve içmediği zaman oruçlu olup olmadığını kimse bilemez. Tutmayan veya tutamayan da bu işi gizli yapsın çünkü daha etik olur böylesi. Ben mert insanım kimseden korkum yok, sonra, Allah’ın bildiğini insanlardan saklamam, ben oruç tutmuyorsam bunu aşikare ve alenen yaparım diyenler, bilmelidirler ki, Allah’ın bildiği pek çok şeyleri insanlardan neden gizliyorsunuz, pencerelere niçin perde çekme gereksinimi duyuyorsunuz, vücudunuzu niçin örtme ihtiyacı duyuyorsunuz diye sorulara muhatap olabilirler. Sonra dinde asla zorlama yok, dileyen inanır, dileyen inanmaz, isteyen oruç tutar, istemeyen de tutmaz. Allah’ın da “ aman niye tutmadınız, keşke tutsaydınız” demesini ve ayrıca özel ilgi göstermesi bekleniyorsa beyhude beklemiş olurlar. Burada insanlar için önemli olan, bir birlerine saygı duymalarıdır. Özellikle oruç tutamayanların veya tutmayanların oruçlu insanlara, tutanların da yiyip içenlere saygılı olmaları medeniyettir. Hiçbir mazereti olmadığı halde oruç tutmayıp, oruçlunun yanında yemesi ve içmesi hele hele sigara dumanını yüzüne üflemesini siz yorumlayın. Bunu manası, sana da senin yaptığın ibadete de saygı duymuyorum mu acaba? Yoksa sen ve senin ibadetin benim yanımda bir değer ifade etmiyor mu demek istiyor? Kimin kime, yani oruçlunun oruç tutmayana mı, oruç tutmayanın oruç tutana mı saygı duymalı? takdir vicdanınıza ve insafınıza.
            Dinî vecibelerini yerine getirmeye çalışanların ve dinin emir ve yasaklarıyla muhatap olmalarından bir sıkıntıları olmadığı ve şikayetleri de bulunmadığı halde, dinin emirleri ve yasaklarının varlığı veya yokluğu kendilerini bir şey ifade etmediği halde, dini en çok yine bu kesimde ve bu kısımda bulunanlar tartışıyor, her ne hikmetse. Bütün bunların sebebi dini iyi anlatamayan ve anlatmayan kesimde ve kısımda olsa gerek. Hani   masal anlatmaya başlayan masalcı “bir varmış bir yokmuş” diye başlamış. Dinleyenlerden   biri kızmış masalcıya, “var mı, yok mu bir karar ver” diye. Kimi ya oruç tutacaksın ya fidye vereceksin diye fetva veriyor, sağlam olsan da, sinirliysen, işçiysen, öğrenci isen, çalışıyorsan memur olup ta oruç tutunca verim düşüyorsa, o zaman oruç tutma diyor bir kısım ilim adamı!. Bir kısmı da, hastalar, yolcular, pirifani derecede yaşlılar, hamile ve çocuk emziren ve özel halleri bulunan kadınlar ve çocuklar oruçlarını tutmazlar, ilerde tutma imkanları olunca tutarlar, tutamadıkları gün adedince, oruç tutmaları sağlık yönünden mümkün olmuyorsa her gün için fakire bir fidye verir, kendi muhtaç ise onu da vermez Allah’ın affını bekler, diye fetva veriyorlar değerli bilim adamlarımız.! Kime inansak acaba, kime inanalım? Dersiniz.. Sen kalbine danış o yalan söylemez sen kalbinin sesini dinle, seni yanıltmaz. Nefsinin sesine kulak verme asla, çünkü hep çirkin ve hoş olmayan şeyleri telkin eder ve seni güzel caddelerden çıkmaz ve karanlık kulvarlara saptırır. Bir de şunu aklımdayken nakledeyim istedim. Cenaze musalla taşına konunca, adettendir, imam efendi sorar, “ey cemaat bu musallada yatanı nasıl bilirsiniz” diye. Cenaze namazına iştirak eden densizin! biri çıkıp yüksek sesle, Bu musallada yatanı namaz kılarken hiç görmedim, fakat Ramazanda yerken ve içerken çok gördüm” dese musallada yatan bir şey demeye kadir olamaz, lakin o merhumun yakınlarının yüz ifadesini herhalde görmek istemezsiniz, sanırım. Orucun sıhhat olduğunu daha ne zaman kavrayacaklar, sıhhatini ere...
Sevenlere...
Pazartesi, 01 Ağustos 2011 05:30 tarihinde güncellendi
 

mp3 flash player by undesign webmaster,İsmail ÇİÇEK.

Reklam