Image800x6001024x768Auto Width
ANA MENÜ
Anasayfa
Temel İlkeler
Hizmet Standartları
Tanıtım
Keçiören İlçemiz
Müftümüz
Daire Personeli
Din Hizmetleri
Aile Bürosu
Hac ve Umre
Müftülüğümüzden Haberler
40 Hadis
Soru Sor Diyanet
Sıkça Sorulan Sorular(SSS)
Bilgi Edinme Kanunu
Site Haritası
Sitede Arama
Müftülük İletişim
KUTLU DOĞUM
Gül Efendim(slayt)
Kutlu Doğum
Etkinliklerimiz

40 Hadis

Hiçbir baba, çocuğuna, güzel terbiyeden daha üstün bir
 
hediye veremez.
 
Tirmizî, Birr, 33.
 
25 YIL ÖNCE EŞİMİN İLK VE SON VAAZI... PDF Yazdır
Konu, çocuklarımıza dinimizi, Kur’anımızı ve İslam’ın güzel ahlakını öğretelim. Konuya bir ayetle başlayalım isterseniz.Allah buyuruyor ki, “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim,6). Yani cehennem ateşinden kendinizi ve aile efradınızı yani çoluk çocuğunuzu koruyunuz, demek olsa gerek. Peygamberimiz de: “Çocuğunuz düzgün konuşmaya başladığı zaman, onlara kelimeyi tevhidi öğretiniz de sonra nerede ve ne zaman ölürse ölsün aldırmayın.” buyurdu. Üç kişinin duası geri çevrilmezmiş, bunlardan birisi de ana-babanın evladına duası. Yine Peygamberimiz; “Çocuklarınıza iyilik ve güzellikleri ikram ediniz ve terbiyelerini güzelliklerle süsleyiniz.” buyurdu. Yine Allah: “Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et” Ta ha,132). buyurdu. Önce ana-babalar namaz kılarak örnek olacak, sonra da çocuklarına namaz kılmasını söyleme gücünü kendinde bulacak. Böyle ana-babaların sayısı iki elin parmaklarını geçtiğini umarım. Nasıl olsa ana-babalar yaşımız henüz genç, hele yaşımız 50’yi bir geçsin bakalım onu da yerine getiririz, o zaman kılarız. Sen çocuğuna neden namaz kılmıyorsun diyecek yüzün olmayacak, çünkü önce kendin kılmıyorsun, eğer ana-baba namazını kılmış olsa, çocuğuna da “haydi yavrum namazını kıl” dediği zaman, çocuk peki diyecek. Sen yapmadığın bir şeyi çocuklara söylediğin zaman, çocuk “peki sen neden kılmıyorsun, neden yapmıyorsun” sorularıyla karşılaşırsın.
         Bugün toplumumuzdaki çocuklarımız abdest, gusül, namaz nedir bilmiyorlarsa, bunların sorumluları ana-babalardır. Çocuklarınıza dini hayatın gereklerini öğretmemişseniz bunu maddi faturasını dünyada belki ödersiniz, ama manevi faturasını pahalı ödersiniz. Peygamberimiz; “hepiniz sorumlusunuz, her biriniz eliniz altındakilerden sorumludur.” buyurdu. Devlet başkanı vatandaşlarından sorumludur. Erzurum, Kars dolaylarında meydana gelen deprem felaketinde hayatını kaybeden çocukların, anaların, yaşlıların evleri daha sağlam olsaydı, deprem şartlarına uygun ve dayanıklı olsaydı, belki bu kadar can kaybı olmayacaktı. İşte bir örnek: Adalet örneği Hz. Ömer’in vatandaşlarını nasıl kontrol ettiğine kulak verelim. Bir sahabe anlatıyor tabii ki, Akif dillendiriyor; “Bir karanlık geceydi, pek de ayaz/İbni Hattabı üzere biraz/ Çıktım evden ki yollar ıpıssız/Yolcu bir benmişim meğer yalnız/Aradan geçmemişti çok da zaman/Az ilerden yavaşça oldu ayan/Zulmetin sinesinde ukde gibi/ Ansızın bir heykel Arabi/ Bembeyaz bir rida içinde garib/ geliyor mutassıl mehib mehib/ ben sokuldum, o geldi yaklaştık/ durmadan karşıdan selamlaştık/ düşünürken selam alan sesini/ O heyula uzandı tuttu beni/ Bir de baktım, Ömer değilmi imiş/-Ya Ömer böyle geç zaman bu ne iş/-Şu mahalleleri devre çıkmıştım/ Gel beraber, benimle üç beş adım/Ne sada var, ne bir yürür bidar/ Uhrevi bir sükun içinde civar/ Ömer olmuş gezer siyaneti hak/ Şu yatan şehrin huzuruna bak/ O semalar kadar yükselmiş alın/ Çakarak sinesinden afakın/ Bir zaman sönmeyen nigahıyle/ Necmi sahirde sanki bir hale/ Duruyor her evin önünde Ömer/Dinliyor bihaber içerdekiler/ Geçmedik en harab bir yapıyı/ Yokladık sağlı sollu her kapıyı/Geldik artık Medine haricine/Bir çadır gördü durdu kaldı yine/Ocak başında oturmuş bir yaşlı kadın/Açız, açız, diye feryat eden çocukların/Karıştırıp duruyorken pişen nevalesini/ Çıkarır yuttuğu yaşlarda çırpınan sesi/Durun yavrularım işte şimdi pişecek/Fakat ne hal ise bir türlü pişmiyordu yemek/Çocukların yeniden başlamıştı ağlamaları/Selam verdi Ömer, daldı sonra içeri/Selamı aldı kadın pek beşuş bir yüzle/Bu yavrular niçin, teyze ağlıyor söyle/Bugün ikinci gün, aç kaldılar/ O halde neden yemek koymuyorsun biraz/Yemek mi? çömleği sen, tirid mi zannediyorsun? İçinde sade su var/ Çakıl taşıyla beraber bütün zaman kaynar/Ne çare belki susarlar dedim ayıplamayın/ Peki senin kocan oğlun, ya da kardeşin/Ya dayın, tek erkeğin de mi yok/Hepsi öldüler, kimsem yok/Senin midir bu küçükler? Torunlarım ne de çok/Adam emir gidip söylemez mi halini-ah,/Emire, öylemi yakında kahretsin Allah/ Ömer belasını dünyada isterim bulsun/Ne yaptı teyze, Ömer, böyle inkisar edecek/Ya ben yetim avuturken, emir uyur mu gerek/Vatandaşız, ona bizler Allah’ın emanetiyiz/Gelip de bir aramak yok mu?haklısın Yalnız/Zavallının işi pek çok zaman bulup gelemez/Gidip söylememişsen ne haldesin bilemez/niçin başımıza halife oldu/Sonunda böyle çürük özrü kim sayar oldu/Zavallının işi çokmuş nedir savaş mı?/İşitme sen civarında inleyen elemi/Medine halkını üryan bırak, Mısır da dolaş/Gaza diye git soy cihanı gel paylaş/Çocukların feryadı yükselince/Kadın son derece öfkelenince/Şu sesler çıkar ta bulutlar içine/Ömer, yıldırımlar iner tepene/Yetimin ahını yağmur duası sanma/Açız, açız. Bize bir lokma olsun ekmek ver/Susun yavrularım işte oldu şimdi pişer/Gidip de söyleyeyim ha?dilencilik yapamam/Ömer de kim? benim ondan cömertti babam/Ölürde yüz suyu dökmem halifenize/Ömer vuruldu bu son söze/haklısın teyze. Avut çocukları ben şimdicik gider gelirim/Halife önde, bitik, suçlu münfail nadim/Ben arkasından, perişan, çadırdan ayrıldık/ Sabaha karşı biraz başlamıştı aydınlık/Köyün köpekleri ejder misali saldırıyor/Bırakmıyor bizi yoldan fakat kim aldırıyor/Medine’nin dalarak tenha sokaklarına/Dönüp dönüp geldik zahir ambarına/Şu tek çuvalı gördün ya yükle bana/bu testi dolu yağdır, yeter o yükte sana/Çuval Ömer’de yağ bende, çıktık ambardan/ kilitleyip geri döndük aynı yollardan/Mesafe, baktım uzun, yük yaman Ömer yaralı/Dedim ki, ben götüreydim, verir misin çuvalı?/hayır, yorulsa değil, ölse yardım etme sakın/Vebali kendine aittir Ömer’in/Kadın ne söyledi, Abbas, işitmedin mi? Demin/Yarın huzuru ilahide kimseler Ömer’in/Ziyan ortağı olmaz, bugünlük olsa bile/Evet halifeliği yüklenmeyeydi vaktiyle/kenarı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu/ Gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu/Karanlık içinde yük altında inleyen Ömer’i/Huzur hakka çıkarken bu unlu cephenle/Değil yer, getir şahit semayı bile/Uzak mı yol? Daha çok var mı?/Ancak üç beş adım/Dermanı kalmamış artık zavallının baktım/Ömer sokuldu eve indirdi sırtından unu/Bırak da testiyi yerleştirin şunu/Hemen çakılları çömlekten alıp attı/Uzandı testiye, yağ koydu sonra un kattı/Oturmak istedi, lakin belaya bak ki ocak/Hemen sönüp gidecek, teyze, yok mu hiç yakacak?/Kadın getirdi beş on yaş diken Ömer’e/Ömer de yakmak için serildi yere/Ocak tutuştu yemek pişti. Var mı? Teyze kabın, getir de/İndirelim. Var büyücek bir kap alın yemek sıcaktı, kim durup da bekleyecek/Ömer çocuklara bir bir yedirdi üfleyerek/Kesildi çadırda matem, sevinç var/Çocuklar oynaşıyorlar bayram var/Ömer de bunu gördükçe sevinç içindeydi/Yarın hilafete gel beni bul/ Emire söyleriz, elbette olur makbul/Kadına kendisinin Ömer olduğunu bile bildirmiyordu, yüzü gülmüştü teyzenin baktık/Biz de çıktık veda edip artık/Öğle geçmişti çıktı geldi kadın/Galiba teyze, uykusuz kaldın/İşte bağlanmak üzere nafakan/Alacaksın her ay gelip buradan/Şimdi affettin değil mi beni/Böyle göster fakat adaletini.../
         Kişi, aile fertleri üzerinde bir bekçidir. Elinin altındakilerden sorumludur. Anneler çocukların dini hayatına, çocuğun ayağındaki çorap kadar değer vermiyor. Aman çocuğum elin içinde mahcup olmasın diye çeşit çeşit elbiseler alırken, yarın Allah’ın huzurunda mahcup olursa, bunun hesabını kim verecek? Diye düşünmek gerekmez mi? Ya birde “ anne, anne, bana neden dinimi öğretmedin” derse ve yakamızdan tutarsa, halimiz nice olur? Hiç düşündünüz mü? Ya bu yüzden Rabbimiz bizi haydi bakalım yürüyün cehenneme derse, diri diri orada nasıl yanacağız, o kızgın ateşe nasıl tahammül edeceğiz?
         Allah’ın sevgili kulu Rabiatül-Adaviye, dostlarıyla giderken gözyaşları döker. Dostları ona sorar. Ey Rabia, bir derdin mi var? Niçin ağlıyorsun? Rabia, şu karşıdaki adamı görüyor musunuz? koyunu kızartıyor, der, dostları, evet görüyoruz, bunda ne var? Bunun için ağlanır mı?derler. Rabia, bu bana çok acıklı günü hatırlattı. Ve devam etti. Hayvanlar ateşe öldükten sonra giriyorlar ve ateşin azabını ve yakıcılığını duymuyor ve hissetmiyorlar, ya insanlar, diri diri ateşe girecekler, cehennem kütüğü ve yakıtı olacaklar, nasıl dayanacaklar, ona ağlıyorum bu manzara bana bunu hatırlattı.
         Biliyorsunuz cahilliye döneminde, yani peygamberimize peygamberlik gelmeden önce, cahil olan Araplar için kız çocuğuna sahip olmak onlar için bir ayıp ve güya yüz karasıydı. Bu yüzden kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Bütün hayretimizin haşmetiyle, onlara AA! Ne kadar zalim, ne kadar gaddar insanlarmış, diye onları ayıplıyor ve kınıyoruz, değil mi? Onlar bu türlü davranmakla o kız çocuklarının dünya hayatını perişan ve yok ediyorlardı. Ama biz, anneler ve babalar olarak, çocuklarımıza gereği gibi sahip çıkmayarak, onlara dini ve ahlaki terbiye vermemekle, onların iffetlerini korumamakla onların hem dünyasını ve hem de ahiretini mahvettiğimizin farkında mıyız, acaba? Belki çocuklarınıza evler, apartmanlar bağışlayabilirsiniz, ama onları, din, iman, haya, edep, iffetten mahrum bırakırsanız, yarın onların iki eli iki yakanızda olacak, onlar huzuru ilahide, “Ya Rabbi ben anne-babamdan davacıyım,” derse halimiz, çok acı olacak hanım kardeşlerim.
         Konumuzun başında okuduğum ayette Allah, kendinizi ve çocuklarınızı koruyunuz. Neden? Ateşten, yani yakıtı taş ve insan olan ateşten. Ayette hem kendi nefsimizi hem de çoluk çocuğumuzu korumamız gerektiği vurgulanıyor. Şöyle bir rivayet vardır. Büyüklerden birisi abdest almak üzere nehrin kenarına gitmiş. Fakat orada bir çocuğun ağladığını görmüş, yaklaşarak sormuş, evladım, ne yapıyorsun burada? Abdest almaya geldim. Pekiyi niçin ağlıyorsun? Çocuk; Tahrim süresinin altıncı ayetini hatırladım da, onun için ağlıyorum. O zat çocuğa pekiyi bu ayette ne var? Bu ayette Allah, “ nefsinizi ve çocuklarınızı ateşten koruyun” buyuruyor, bu duruma göre senin çoluk çocuğun olmadığı gibi, bu emre de muhatap değilsin, dedi. Yaşlı adamın bu sözüne çocuk; şu cevabı vermiş. Evet öyledir, benim çocuklarım olmadığı gibi, henüz buluğ çağına da gelmedim. Fakat bakıyorum da büyük odunları tutuşturmak ve yakmak için, küçük odunları tutuşturucu olarak öne sürüyorlar. Acaba diyorum, nefsini ihmal edip, çocuklarını İslami terbiye ile yetiştirmeyenler, ateşe atılırken, onların günahları yüzünden bizi de tutuşturucu olarak önlerine mi koyacaklar? Bunun için ağlıyorum. Aile ve çocuk sahibi bizler, bu çocuk kadar sorumluluk hissi taşıyabilsek, kurtulduğumuz gün o gündür, muhterem hanım kardeşlerim. Öyle değil mi?Hz. Ömer de çocuk terbiyesinin önemi hakkındaki düşünceleri ise; “çocuklarınıza yüzmeyi, ata binmeyi, meşhur hikayeleri, ve güzel şiir söylemeyi öğretiniz” şeklindedir.
         Bir gün, henüz delikanlılık çağında girmekte olan çocuğunun elinden tutmuş olan bir baba, Allah Resulünün halifesi Hz. Ömer’in huzuruna çıktı. Ey müminlerin Emiri, dedi. Ekmeğimle karnını doyurup, elbisemle sırtımı örttüğüm bu çocuğum, daha şimdiden bana karşı geliyor. Sözlerimi dinlemiyor, nasihat tutmuyor. Babalarına ve annelerine karşı gelen çocuklara verilen cezanın benim bu çocuğuma da verilmesini diliyorum, dedi. Şu halifelik yurdunun şahı, en büyük bakış ve görüş sahibi ve reisler reisi Hz. Ömer, bu güneş bakışlı, gümüş bedenli, altın saçlı çocuğu cezalandırma yoluna gitmiyor. Gün gibi aydınlık yüzünü ve ışık ışık gözünü çocuğun babasına çeviriyor: ey dertlere uğramış adam, diyor, söyle bakalım. Bir evladın babasında ve annesinde üç hakkı vardır, biri ona güzel bir isim koymak, ikincisi islami terbiye vermek ve bu terbiye ile yetiştirmek, üçüncüsü de islami hayat yaşayacak biriyle evlendirmek. Sen acaba bunları yerine getirdin mi? Ey Allah Resulünün halifesi çocuğum dünyaya gelince, ona Müslüman ismi verdim ve Bu vazifemi yerine getirdim. Ya bizler hanım kardeşler sizler de çocuklarınıza güzel güzel isimler koydunuz değil mi? İkincisi henüz evlenme çağına gelmedi ki, onu evlendireyim, zamanı gelince o görevi de yapacağım. Ya terbiyesi? Evet terbiyesi, işte o vazifeyi yapamadım. Çünkü; ben işi gücü başından aşkın, maişet derdiyle müptela bir adamım, çocuklarla uğraşacak vaktim ve imkanım yoktur, bu yüzden de dini bilgi ve islami terbiye vermek hususunda çocuğumla meşgul olamadım, dedi. Bu sözleri duyan şanlı halife oturduğu yerden kalktı ve gök gibi gürledi. Demek ha, be adam çocuğundan şikayetçisin, demek sen buraya çocuğum bana asi oldu diye geldin. Halbuki çocuğun sana değil, sen çocuğuna asi gelmiş, mükellef olduğun İslami ve imanı ihmal ettiğin için cezaya, bu yavrudan evvel sen müstahak olmuşsun, huzurumdan derhal çekil ve layık olmadığın hürmeti, saygıyı ebedi İslam terbiyesi vermediğin çocuğundan boş yere bekleme, dedi. Adam, bu sözler karşısında titredi ve söyleyecek söz de bulamadı ve başı önünde oradan uzaklaştı. Evladını derdiyle dertlenmeyen ve onun derdini kendine dert edinmeyenlerin söyleyecek sözleri olamaz. Belki evladımızın ayakkabısı olmayabilir, yiyecek ekmeğe de muhtaç olabilir, bunları çalışarak temin edebilir, ya da bir yardım edebilir. Ya terbiyeyi nereden alacak, islami ve güzel ahlakı nereden ve kimden öğrenecek? Ana-baba olarak sizler öğretmezseniz, kardeşlerim.
         Hatta bununla da kalmayarak, çocuklarımıza bugünü değil yarını öğretmemiz gerekmez mi? Çünkü çocuklarımız bugünün değil yarının, gelecek çağın insanları olacak, bunu asla unutmayınız. Öldüğün zaman ardından fatiha bekliyor musun? O halde çocuğuna fatihayı öğret ki, senin ruhuna fatiha okuyabilsin. Ekim zamanı ekilmesi gerekenleri ekmemişseniz, biçilmesi zamanında biçilecek bir mahsul bulamazsınız. Bilesiniz ki, dünya ahiretin tarlasıdır. Her şey burada kazanılır, günah da sevap da, rıza da. O halde hem kendimiz, hem çocuklarımızı bu dünyada koruyalım ki, Rabbımız da bizi hem bu dünyada, hem de öteki dünyada korusun...amin...
Son Güncelleme ( Çarşamba, 06 Mayıs 2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
FAYDALI LİNKLER
Keçiören Kaymakamlığı
Atatürk Köşesi
Kur'an Meali
Kur'an Öğreniyorum
İsam
D.İ.B Personeli İstek Formu
E-Diyanet Bağlantılar
Ziyaretçi Defteri
E-Bodro Bilgileri
MBST ESERLER
FONETİK-DİKSİYON
MORAL MOTİVASYON
HAFTANIN MESAJI
 
DİNDE ŞOV OLMAZ
 
 
Hadis-i Şerif | ÇIKIŞ

(Allah Rasûlü) “Din nasihattır/samimiyettir” buyurdu. “Kime Yâ Rasûlallah?” diye sorduk.

 O da; “Allah’a, Kitabına, Peygamberine, Müslümanların yöneticilerine ve bütün müslümanlara”

diye cevap verdi.

Müslim, İmân, 95.

 

 
KİMLER SİTEDE
Şuanda 10 misafir bağlı
İSTATİSTİKLER
Üyeler: 170
Haberler: 200
Web Bağlantıları: 5
Ziyaretçiler: 1566833
SİTEYE GİRİŞ





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Advertisement