Şub 06
Pazartesi

İstatistikler

Üye : 216
İçerik : 208
Web Bağlantıları : 3
Toplam Ziyaretçi : 1821166
Şu anda 5 ziyaretçi çevrimiçi

CANLI YAYIN

Diyanet Çocuk

Camiyi Seviyorum

6. ALIŞTIRMALAR - 1 PDF Yazdır
Alıştırma 1:
Bir berber bir berbere bre berber beri gel diye bar bar bağırmış. Biz de bize biz derler, sizde size ne derler?
Alıştırma 2:
Pireli peyniri perhizli pireler tepelerse, perhizli pireler pireli peynirleri pır pır pervaz ederler.
Alıştırma 3:
Ocak   kıvılcımlandırıcılardan   mısın,   kapı   gıcırdatıcılardan   mısın?   Ne   ocak kıvılcımlandırıcılardanım, ne kapı gıcırdatıcılardamm.
Alıştırma 4:
Çatalca'da topal çoban çatal yapıp çatal satar. Nesi için Çatalca'da topal çoban çatal yapıp çatal satar? Kârı için Çatalca'da topal çoban çatal yapıp çatal satar.
Alıştırma 5:
Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine devrederlerse, dört deryadan dört dert, dört dergahtan dört dev çıkar.
Alıştırma 6:
Al bu takatukaları takatukacıya götür. Takatukacı takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel.
Alıştırma 7:
Bir tarlaya kemeken ekmişler. İki kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış. Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi, öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi. Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne, kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü, kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.
Alıştırma 8:
Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık kara küp.
Alıştırma 9:
A be kuru dayı, ne kuru sarı darı bu darı, a be kuru dayı.
Alıştırma 10:
Şu karşıdaki kara kuru kavak, karadm mı, ey kara kuru kavak, sarardın mı ey kara kuru kavak?
Alıştırma 11:
Sen seni bil, sen seni, sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
Alıştırma 12:
İbişle Memiş mahkemeye gitmiş, mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi?
Alıştırma 13:
Paşa tası ile beş has tas kayısı hoşafı.
Alıştırma 14:
Şu karşıda bir dal, dal sarkar kartal kalkar. Kartal kalkar dal sarkar. Dal kalkar kantar tartar.
Alıştırma 15:
Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortadaki su şişesi.
Alıştırma 16:
Şiş şişeyi şişlemiş, keşiş şişe kiş demiş.
Alıştırma 17:
Bu yoğurdu sarımsaklayıp sarıp sarmalayıp da mı saklasak, sarımsaklamayıp sarıp sarmalayıp da mı saklasak?
Alıştırma 18:
Bu yoğurdu mayalamak da mı saklamak, mayalamamak da mı saklamak?
Alıştırma 19:
El alem aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp aladanalanamadık.
Alıştırma 20:
Gül dibi bülbül dili gibi. Bülbül dili gül dili gibi.
Alıştırma 21:
Çarık çorap dolak, ben sana çarık çorap dolak mı dedim?
Alıştırma 22:
Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek.
Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek.
Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek,
Bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe;
"Sizde bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz?" demiş.
Alıştırma 23:
Değirmene girdi köpek. Değirmenci çaldı kötek. Hem kepek yedi köpek. Hem kötek yedi köpek.
Şimdiye kadar elde etmeye uğraştığımız boğumlamanın doğruluk, berraklık ve kudret özelliklerini tanımlayalım:
         Doğruluk, ünsüzlerin seslerini çıkarırken onlara ait bütün kurallara özen
göstermektir.
         Berraklık, ünsüzleri birbirinden iyice ayırt etmektir.
         Kudret, her ünsüzü uzaktan fark edilecek şekilde söylemektir.
        Boğumlamanın dördüncü özelliği de "hafifiik"tir. Bu da iyi bir boğumlama için gereken kuvveti gizleyen özelliktir. Söyleyici, diğer özelliklerle beraber hafifliği de elde etmeye çalışmalıdır. Çünkü, bu nitelik söyleyici, sözünü söylerken gayret sarfediyor etkisini vermekten kurtarır. Hem de daha zevkle dinlenmeyi sağlar.
       Sıradaki alıştırma ile boğumlanmada hafifliğin sağlanmasına çalışalım: 
Alıştırma 24:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken, eski harman içinde... Ben diyeyim, bu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu, kuş uçmadı, gümüş uçtu, gümüş uçmadı, Memiş uçtu, uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı; anam düştü eşikten, babam düştü beşikten...
       Biri kaptı maşayı; biri aldı kaşağıyı; dolandım, durdum dört köşeyi...Vay ne köşe, bu köşe! Dil dolanmadan ağız varmaz bu işe. Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi. Şu köşe güz köşesi diye iki tekerleyip üç yuvarlarken aşağıdan sökün etmez mi Maraş Paşası! Hemen bir sarıya bir fare deliği bulup, attım kendimi dışarı; gel gelelim şu mahallenin yumurcakları haşarı mı haşarı; bir fiske vurdular enseme gözlerim fırladı dışarı! Bu öfkeyle minarenin birini belime sardım, kemerdir diye! Kubbelerini dersen cebime koydum, darıdır diye! Abdurrahman Çelebi de bir çifte attı, geri dur diye! Amma velakin, ben de tuttum kuyruğundan, ileri diye! O gitti, ben gittim... Az gittim uz gittim... Dere, tepe düz gittim. Çayır, çimen geçerek; lale sümbül biçerek; soğuk sular içerek altı ayla bir güz gittim. Bir­de dönüp ardıma baktım ki; ne bakayım, gide gide bir arpa boyu yol gitmişim. Ne ise, var varanın, sür sürenin baykuşu çoktur viranenin, derken efendimin ağası, bir ayağımı baldıranlara basmayayım mı korudur diye! Birini de tutup denize atmayayım mı kıyıdır diye! Kuruydum ıslandım; sel beni neyler? Islandım kurudum; yel beni neyler? Mangırım yok, pulum yok; il beni neyler? Dostu düşmanı araladım, bedavadan bir kayık kiraladım; fış fış kayıkçı; kış kış kayıkçı; kayıkçının küreği tıp tıp eder yüreği, akşama fincan böreği, sabaha bayram çöreği... Yesem yesem doymasam! Kâbeye gitsem gelmesem! Zemzem ile yusalar! Kına ile gömseler! Yok yok kayıkçı, aman çabuk kayıkçı! Evde benim etim var; bir yaramaz kedim var; kedim eti yerse, anam beni döverse... Vay başıma hay başıma; bir devlet kuşu konsa şu benim kel başıma! Demeye kalmadı, bir de ne gördüm ki, ne göreyim? Adı ile sanıyla, yeşiliyle alıyla Zümrüdü Anka dedikleri değil mi? Arafat dağının üstünden süzüm süzüm süzülüp geliyor. Bakın be yahu! Yüzü insan, gözleri ahu! Martaval değil, masaldır masal bu...
(Eflatun Cem Güney Zümrüdü Anka başlangıcı)
 
Reklam