May 20
Pazar

Müftümüz Yazıları

 
Taşa Söz Geçer Ya İnsana...
 
 

İstatistikler

Üye : 240
İçerik : 220
Web Bağlantıları : 3
Toplam Ziyaretçi : 1871003
Şu anda 4 ziyaretçi çevrimiçi

Canlı Yayın

Diyanet Çocuk

Camiyi Seviyorum

Kardeşlik Ahlakı

9. ALIŞTIRMALAR-2 PDF Yazdır

 

       Biraz sonra okuyacağınız örnekte, hocanın gölü yoğurt yapabilme düşüncesi, görünüşte budalaca bir iştir. Ama dikkat edilirse bu anlamsız hareketin arkasında, insanlığın sönmek bilmeyen ümidi ve tutkusu gizlidir.
       Bir gölün kenarında Hoca bir gün. Kendi kendine bir şeyler yaparmış; Epey yakınlarında da o gölün, Bir adamcağızın bir evi varmış. Tam da adam geçiyormuş oradan... Hoca, elinde kaşık, suya eğildiği an, Merak etmiş sormuş; "Hayrola Hoca? Böyle kendi kendine bu koskoca Gölün kenarında ne yaparsın ki?" Hemen bir doğrulup bakmış seninki; Sonra yeniden koyulup işine: "Merak mı ettin?.. Biraz büyükçe bir iş." "Anladık, büyükçe bir iş; ama ne?" "Göle biraz yoğurt mayası katsam; Şöyle bir iki kaşık.. Bir tutarsa yaşadık." Hiçbir şey anlamamış lâkin adam; "Göl, demiş, yoğurt mu olacak yani? Eh Hoca, pek ömür adamsın hani! Göl maya tutar mı? Olur iş mi bu? Gözüm çıksın sende de akıl varsa." Hoca kızmış: "Ben bilmez miyim onu? Elbet tutmaz...Ama ya bir tutarsa?..."
("Yoğurt Gölü", Nasrettin Hoca'dan.Orhan Veli Kanık)
(1)- Tam bir hafta oluyor, bir şişe kolonya alamadım...
(2)- Yok mu?
(1)- Hayır, var... Gördüğüm dükkandan alamadım...
(2)- Satmıyor mu?
(1)- Camekana koymuş, satmaz olur mu? Nasılsa saat uymuyor...
(2)-Vapur vakitlerinden olacak.
(1)- Hayır öyle değil. Garip bir hal!
(2)-Anlat, bakalım...
(Gülümseyerek)
(1)- Bir akşam geçiyordum...Gördüm...Erenköy kolonyası...Severim... Alayım dedim, elimde yük çoktu...Yarın dedim...Ertesi gün ilk vapurla gelmiştim...Belki akşam geçemem diye uğradım...Kapalıydı...Dükkanın yanında bir kunduracı var. Sordum. Hem çekicini vurdu hem de "Daha gelmedi, biraz geç gelir" dedi.
(2)- Dükkancı bizden mi?
(1)- Evet bizden!..O gün öğle tatilinde gittim.
(2)- Yine mi kapalı?
(1)- Hayır açık, açık ama kapısı kilitli. Yine kunduracıya sordum. Kaşlarını kaldırarak "Yemeğe gitmiş olmalı".dedi.
(2)- Canım, başka dükkanda yok mu?
(1)- Elbette var fakat ben buradan almayı arzuladım.
(2)- Arzu değil, inat!...Sonra?
(1)...O günü akşam saat dörtte kalemden çıktım...Doğruca soluğu orada aldım...Oh! Açık!..İçeriye girdim. Bir çocuk duruyor...Dedim ki:
(1)- Oğlum şu kolonya kaça?
(3)- Bilmem.
(1)-Usta nerede?
(3)- Dışarıya çıktı...
(1)- Nereye gitti?
(3)-Bilmiyorum...
(1)- Çabuk gelir değil mi?
(3)- Bilmem!
(1)- Mutlaka gelir değil mi?
(3)- Gelir...
(1)- Balık pazarına doğru yollandım...Öteberi aldım...Biraz da Eminönü'nde turfanda marul aradım, iki tane de ondan aldım. Elim yine doldu...Vapura gittim...Dün saat ikiydi, uzun uzadıya tarif ederek odacıyı yolladım...Gitti gelmez...Saat üç, üç buçuk.. En nihayet geldi, geldi ama eli yine boş!..
Dedim ki " Ne yaptın?"
(1)- Ne yapacağım, tam bir saat bekledim...Dükkanda bir çocuk var, ustan nerede diyorum, bilmem, diyor...Derken geldi...Dedim ki şu kolonya kaça? On sekiz, dedi... Verdiğin mecidiyeyi çıkardım...Ne mümkün? Camekan bir türlü açılmıyor...Sıkışmış...O iter, ben iterim, çocuk iter!
(2)- Yivleri pas tutmuş olacak!...Sonra?
(1)- Sonrası bu!..Yarın gel, al, doğramacı getireyim de açtırayım demiş... Bu hal bütün merakımı mucip oldu...Dün bizzat yine uğradım...Yine o çocuk!.. "Oğlum yine ustan yok mu?"dedim. "Yok efendi!" dedi. Ama bu defa nereye gittiğini bildi, "Şimdi doğramacıya gitti..."dedi. Sen bu hale ne dersin?...
(2)- Bugün bir daha uğra da artık ümidini kes!...
(Eşkali Zaman, Nasip olmaz mukadderden ziyade. Ahmet Rasim)
Süresi, yani uzunluğu, kısalığı ile ilgili olan "nicelik'i vardır. Kelimelerde bu iki nokta birbirine karıştırılmamalıdır. Nicelik, bir hecenin uzunluğu ve kısalığı ile ilgilidir. Halbuki "şiddet" ise bir hecenin vurgusu ile ilgilidir.
       Dilimizde süresi uzun olan heceler hep yabancı kelimelerde bulunur.
      Örnek: Katil, cahil, kase, teamül, makbule, edebi, ziya, hazine, Sami, mücadele, muhabir gibi.
     Bu kelimeler dilimizde yaşadıkça hangi hecelerin süresinin uzun olduğunu bilip yanlış söylememek için, kalıplarım ve hangi kökten geldiklerini anlamak gerekir.
Türkçemizde "ğ" ünsüzü kendinden önce gelen ünlü üzerinde etki yaparak bulunduğu hecenin uzamasına sebep olur.
    Örnek: Yağmur=yaamur, öğretmen=ööretmen, ağr=aar, ağlamak=aalamak, çağdaş=çaadaş, bağdaş=baadaş, ağabey=aabey, öğle=ööle, boğmak=boomak gibi
   İlk hecelerde "y"nin de gevşeyip kendisinden önceki ünlüye etki yaparak heceyi uzattığı görülür.
    Örnek: Böyle=bule, şöyle=şole, öyle=ole, söylemek=solemek gibi.
    Alıştırma:
    Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklalini Türk cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa e tmektir. M evcudiyetinin v e i stikbalinin y egane t emeli b udur. B u temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait çok namusait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kast edecekler düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
  Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
KEMAL ATATÜRK (Nutuk, 1927)
Bedhah: Kötülüğünü isteyen.
Müstevlilerin: İstila edenlerin.
Şerait: Şartlar
Dalalet: Doğru yoldan sapma.
Dahi: Bile, de-da
Dâhi: Deha sahibi
Cumartesi, 13 Şubat 2010 06:03 tarihinde güncellendi
 
Reklam