| BİR ZAMANLAR... |
|
ALLAH c.c. ilk insanı peygamber olarak seçti ve O’na sahifelerden oluşan bir kitap da gönderdi. Önce O’na bir eş, sonra dünya nimetinin süsü olan evlatlar ihsan etti. İlk yarattığı bu mümtaz varlığa ADEM ismini verdi, ADEM, yeryüzündeki bütün toprak çeşitlerinin tezahürlerini bünyesinde barındıran bir canlıdır. Bu sebeple insan toprak gibi verimli, bazen insan kaya gibi sert, kimi zaman da insan dağlar gibi de kibirlidir... Dünyada gördüğünüz nice toprak var, kimi verimli, kimi verimsiz, insan da bu toprağın aynısıdır, çünkü her şey aslına rucu eder derler. İnsanlar ADEM peygamberin neslinden gelmiş, kim ne derse desin... ADEM’İN çocukları, ALLAH’IN insanlara talimatı olan KİTABA kulak vermedikleri için hemen kavgayı başlatmışlar, o gün bugün bu kavga durmamış, duracağa da benzemiyor bu gidişle. Sebebi de HIRS, HASED ve KİBİR. Bu üç hastalık bilinmelidir ki, iyilik ve barış düşmanı şeytanın tuzaklarından bir kaçıdır. Hırs ADEM’İN cennetten çıkmasına, HASED Kabil’in Habil”i öldürmesine, KİBİR de şeytanın ALLAH’A karşı gelmesine sebep olmuştur. Yüce ALLAH, insan düşmanı bu şeytanın tuzaklarına düşmeyelim diye de RABBİMİZ bizi ve tüm insanları şiddetle uyarmıştır. Oysaki bütün insanlar kardeştir, müminler daha da candan ciğerden kardeş olmalı. Kardeşler kavga etmez mi edebilir, ancak üç gün küs durabilir, bu süre en üst sınırdır, bırakın öldürmeyi, asla birbirlerini dahi incitmezler, birbirlerinin kalbini kırmazlar, birbirlerine sırt çevirmezler, birbirlerine buğuz etmezler, yar ve yardımsız bırakmazlar, hep kardeştirler. Kitap böyle yazıyor, kendisine kitap gelen Hz. MUHAMMED (a.s) böyle söylüyor. Kitaba ve Allah resulüne kulak vermeyenlere bir diyeceğimiz olmaz ve söz konusu da olamaz.
Dünya da hayır adına, iyilik adına iyilik ve hayırda yarışma adına kavga eden insana rastlayan varsa, haber verin ki, elini öpeyim. Kur’an hep barışı esas alırken, ne yazık ki insanlar hep çıkarı, menfaati, şöhreti, hep benim olsun noktasında insanlar hır çıkarmışlardır, hep benim dediğim doğrudur ilkesini dert edinmişlerdir. Bir defa NUH peygamberin barış gemisinde, bir de muazzez peygamberimiz Hz. MUHAMMED (a.s)ın devr-i saadetinde insanlar huzur bulmuşlardır. Çünkü huzurda bulunamayanlar huzuru asla bulamayacaktır. Asıl huzur öteki aleme de kalsa, bu dünyada da insanlar birbirine huzur ve barış verirse burada da huzur vardır, bu dünyaya da huzursuzluk yapmak için gelmedik herhalde, eğer bu alem huzursuzluk diyarı ise ne işimiz var bu çile hanede. RABBİMİZ bizi kavga etsinler diye yeryüzüne salmamıştır. Aksine tanışsınlar, anlaşsınlar, kaynaşsınlar, yardımlaşsınlar, kucaklaşsınlar, barış ve huzur içerisinde yaşasınlar da, nimetlerim sayesinde beni de hatırlasınlar diye göndermiştir....
Dünyada anlaşamayacağımız hiçbir konu yok, paylaşamayacağımız hiçbir nimet de bulunmamaktadır. Yeryüzünde ne kadar canlı varsa, tümünün rızkına ALLAH kefildir, tek şart rızk peşinde koşmak, rızkı da beni yaratan gönderir diye beklememek ve kimsenin önündeki ekmeği aparmamak kaydıyla. Sağ el de, sol el de senin, birbirini hor ve hakir görür mü? Müminler bu vücudun elleri gibidir, neden bir birini hor ve hakir görür, anlamış değilim. Neden?
Hepimiz ALLAH’IN yarattığı birer insan değil miyiz? Ne farkımız var birbirimizden hepimiz insanız nihayet. Dünyayı kimse bitiremedi, kimse de bitiremeyecek, ama insanlar birbirini bitirecek, görünen insanlık bu, gidişat da bu. Biz de üzülerek de seyrediyoruz...
Bir zamanlar diye başlasın bizim çocuklarımız ve saymaya başlasınlar, barış varmış, sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma varmış, kardeşlik varmış, huzur varmış, komşusu aç iken kendisi tok yatmazmış, kimse kimsenin malına, canına, ırzına yan gözle bakmazmış, yalan dolan ve hile bilmezlermiş, diye. Hatta kan ve göz yaşı sözlüklerde bulunmazmış, desinler de, hep iyiliklerimizi söylesinler olmaz mı ?
ÖYLE BİR ZAMAN OLSUN Kİ HAYATINDA HAYALİ BİR CİHAN DEĞSİN...
|