May
20
Pazar
İstatistikler
Üye : 240İçerik : 220
Web Bağlantıları : 3
Toplam Ziyaretçi : 1871110
Şu anda 3 ziyaretçi çevrimiçi
Canlı Yayın
Diyanet Çocuk
Camiyi Seviyorum
Kardeşlik Ahlakı
| 5. DÜŞÜNCELERİNİZİ KONTROL EDİN |
|
|
|
İnsanoğlu düşüncelerinin esiridir. Hayatımızı, düşüncelerimiz şekillendirir. Bir kişiyle, bir olayla ilgili zihnimizde düşünceler oluşur. Düşüncelerimiz hemen duygularımızı etkiler, düşüncelerimiz doğrultusunda bir ruh haline bürünürüz. Duygularımız vakit geçirmeden davranışlarımızı belirler ve düşündüğümüz, hissettiğimiz gibi davranışlar sergileriz. Hayatın koşuşturması içinde düşüncelerimize dikkat etmeyi, onları düzenlemeyi, kontrol etmeyi unuturuz veya önemsemeyiz.
Kendi düşünce odamızda senaryolar yazarız: O bana böyle derse bende böyle derim, oda kesin böyle diyecektir, ben de böyle karşılık veririm... Bir bakmışsınız ki korkunç bir ruh hali içindesiniz. Oysa ortada hiçbir olay yoktur. Düşünce odanıza girin ve sizi üzen, mutsuz eden düşünceleri çıkarıp atın. Düşünce odanızı kontrol altına alın ve sizi mutlu edecek ve size güç verecek düşünceler oluşturun.
5.1. Ödünç Kriko
Bir adam çok sinirli bir şekilde, avukat arkadaşının bürosundan içeriye girdi. "Başım dertte." dedi. "Karşı komşular bir aylığına tatile gidiyorlar ve iki azman köpeği evde kilitleyecekler. Güya bir kadın her gün gelip onlara yiyecek verecek. Eğer unutmazsa tabii. Bu arada köpekler yalnız kalacak, gündüz havlayacak, gece de uluyacaklar. Ben uyuyamayacağım, sinirlerim bozulacak ve bir gece artık dayanamayıp ikisini de vuracağım. Komşularım geri döndüklerinde ise, bu sefer onlar kızıp beni vuracaklar..."
Avukat, sinirli dostunun omzunu okşayarak:
"Sana bir hikaye anlatayım." dedi. "Eğer daha önce duymuşsan sözümü kesme, çünkü tekrar dinlemen senin için faydalı olacak." Avukatın anlattığı öykü, şöyleydi:
Bir adam gece yarısı şehrin dışında arabasıyla gidiyordu. Birden lastiği patladı. Lastiği değiştirmek için bir kriko gerekiyordu, ama krikosu yoktu. Kendi kendine: "Bir kriko lazım." dedi.
Uzakta bir ışık gördü ve şöyle düşündü:
Talihim varmış çiftçi uyumamış. Kapıyı çalar, başıma geleni anlatır, "Bana ödünç bir kriko vermek lütfunda bulunur musunuz?" derim. O da "Hay hay arkadaş al işini gör, fakat işin bitince geri getir." der. Adam eve doğru yürümeye başladı. Fakat biraz ilerlemişti ki ışık söndü, bu işe canı sıkılan adam kendi kendine şöyle düşündü:
Şimdi adam yattı. Rahatsız ettiğim için kızacak ve belki alet için bir miktar para isteyecek. Ben de "Pekala bu insanlığa yakışmaz; ama size çeyrek dolar veririm." diyeceğim. O da "Hem gece yarısı beni yataktan kaldıracak, hem de çeyrek dolar vereceksin ha? Ya bir dolar verirsin veyahut gider, başka yerde ararsın krikoyu." diyecek. Bu sırada adam kendi kendine iyice öfkelenmişti. Bahçe kapısına geldi ve mırıldandı:
"Bir dolar ha. Pekala, sana bir dolar vereceğim; ama bir tek kuruş daha vermem. Ah, şu kaza olmasaydı, kriko da lazım olmayacaktı. Zararı yok, şimdi istediğin parayı vereceğim. Yalnız, bunun düpedüz bir dolandırıcılık olduğunu unutma." Bu düşüncelerle evin kapısına varmıştı. Kapıyı hızlı hızlı ve şiddetle vurdu. Çiftçi kapının üzerindeki pencereden başını uzatarak aşağı seslendi:
"Kim o? Ne istiyorsun?"
Adam durdu ve kapıya bir yumruk daha indirdikten sonra bağırdı:
"Senin de, krikonun da canı cehenneme. Malın sende kalsın."
Biraz önce sinirden ne yapacağını bilemeyen adam, avukatın anlattığı hikaye karşısında katıla katıla gülmekteydi. Gülmesi geçince:
"Anladım dostum." dedi. "Benim yaptığımın da bundan hiçbir farkı yok."
"Kesinlikle" diye cevap verdi avukat. "Meseleleri sakin bir şekilde halletmek varken, kendi kendilerine olmadık şeyler düşünüp belki de hiç olmayacak türlü türlü olumsuzlukları birbiri ardına takarak bana akıl danışmaya gelenlerin sayısını bilsen, hayret edersin." ve ekledi:
"Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor."
5.2. Evlilik Ağacı
Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında, bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da, evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde, küçük bir söz, ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu. Bir akşam oturup, ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de, boşanmayı istememekle beraber, işlerin böyle gitmeyeceğinin farkındaydılar.
Erkek, "Aklıma bir fikir geldi." dedi. "Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kuramaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım." Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılaştılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı.
Eşimize, çocuklarımıza, sevdiklerimize karşı yüreğimizin bir köşesinde sakladığımız ama söylemeye hep çekindiğimiz sevgimizi açığa çıkarmanın zamanı gelmedi mi? Bu gün bu sevgiyi dillendirmeyecek, ufak tefek şeylerden dolayı birbirimizin kalbini kırmaya devam mı edeceğiz? Unutmayın ki yüreğinizin kapılarını açtığınız gün bir çok şey için geç olabilir.
|




